5 Haziran 2020 - Cuma
Son Yazılar

Hristiyanların yılbaşını kutlamanın hükmü nedir?

Fetvâ Kitâblarında Yer Alan Fetvalardan Bir Kısmı:

“El-Hulâsa”isimli fetvâ kitâbında şöyle denilmektedir: Bir kimse “Nevrûz” gününde bir Mecûsî’ye yumurta hediye etse kâfir olur; çünki Mecûsî’ye küfründe ve hatalarında yardımcı olmuştur.

“Mecmau’n-Nevâzil” isimli fetvâ kitâbında şöyle yazılmıştır: Mecûsîler, Nevrûz gününde toplansa ve bir Müslüman, onlar için, “güzel bir adet koydular,”dese, kâfir olur; çünkü bu sözü ile küfrü kabûl etmiş olur.

“Fetâvâ-i Suğrâ” isimli fetvâ kitâbında şöyle denilmektedir: Bir kimse, daha önce satın almadığı halde, özellikle “Nevrûz” gününe saygı için bir şeyler satın alırsa kâfir olur; çünkü bu hareketi ile kâfirlerin bayramına saygı göstermiş olur. Ancak, ihtiyaç sebebiyle satın alırsa o zaman bir şey lâzım gelmez. Bir kimse, bir insana “Nevrûz” gününde bir hediye verse ve bununla “Nevrûz” gününe saygı göstermeyi kastetse kâfir olur. Bir öğretmen birinden “Nevruzluk hediyesi” istese, istenen kişi, verse de, vermese de “öğretmenin kâfir olması”ndan korkulur.

“Tetimme” isimli fetvâ kitâbında şöyle yazılıdır: Ebû Hafs el-Kebîr’den şöyle rivâyet edilmiştir: Bir kimse elli sene Allah (Celle Celâluhû)na ibadet etse sonra Nevrûz günü gelse ve bu güne saygı için müşriklere bir şey hediye etse Allah (Celle Celâluhû)na küfretmiş ve elli senelik ibadetini yok etmiş olur.

– Bir kimse Nevrûz günü kâfirlerin toplandığı yere giderse kâfir olur; çünkü bu, küfrünü i’lân etmektir.

Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular:

“Bizden başkasına kendini benzeten, bizden değildir.” Kendinizi Yahûdîlere ve Hristiyanlara benzetmeyiniz.” “Kim kendini bir kavme benzetirse o, onlardandır.” Kim bir kavmin (topluluğun) karartısını (kalabalığını) çoğaltırsa o, onlardandır.”[Tirmizi(2695) v.d.; Ahmed İbnu Hanbel (2/50); İbnu Ebî Şeybe (19747,33687); Abd İbnu Humeyd (848); Ebû Dâvûd (4027); Tahâvî, Şerhu’l-Müşkil (231); Beyhakî, Şuabu’l-Îmân (1154,1199); Taberâni,Müsnedü’ş-Şâmiyyîn (216); İbnu Ebî Şeybe, el-Musannef dipnotu: M. Avvâme tahkîkı (10/286,287); Ebû Ya’lâ (el-Metâlibu’l-Âliyye:2/42, H:1605).]

Bu hadîs-i şerîflerdeki benzemeden maksat; fiillerde, sözlerde, kıyafetlerde, bayramlarda, âdet ve ibâdetlerde benzemektir. (İbnu Kesîr, Bakara Sûresi 104. Âyeti kerîmenin tefsiri)

Ulemânın ve Evliyânın büyüklerinden İmâm-ı Rabbânî (Kuddise Sirruhû) Hazretleri de bu konu üzerinde önemle durmuş ve insanları mektuplarıyla sakındırmıştır:

“İki dîni tasdik eden dahi, şirk ehlinden sayılır. İslâm hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden dahi müşriktir. Hâlbuki küfürden teberrî etmek (uzaklaşmak), şirk şâibelerinden sakınmak tevhiddir.’ buyurarak, şöyle devâm eder: Hindûların büyük bildikleri günlere tâzîm, Yahûdîlerce bilinen âdetlere uymak küfrü îcâp ettirir. Nitekim ehl-i İslâm’ın câhilleri, bilhassa kadınlar, küffârın belli günlerindeki küfür merâsimini icrâ etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar… Böylelikle o merâsîme tam mânâsı ile îtinâ ederler.” (Mektubât-ı Şerife, 3 /41)

Günahları küçümsemek, haram olduğu haber verilen söz, fiil ve davranışlardan kaçınmamak ve bunlardan kalbî bir rahatsızlık da duymamak, birçok eserde imansız ölme sebepleri arasında zikredilmiştir. İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Hazretleri, böyle merâsimleri icrâ ile ehl-i küfre benzeyenlerin acıklı sonunu şu ifâdeleriyle haber verirler:

“Bir defâsında, bir hastanın ziyâretine gittim. Ölümü yaklaşmıştı. Hâline teveccüh ettiğim zaman gördüm ki kalbi, şiddetli zulmet içinde. Her ne kadar bu zulmetin kalkması için teveccüh ettiysem de kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde saklı duran küfür sıfatından nâşîdir. Bu sıkıntıların menşei dahi, küfür ehli ile dost geçinip durmasıdır. Bundan sonra belli oldu ki bu zulmetlerin def’i için teveccüh, yerinde bir iş değildir. Zîrâ onun bu zulmetlerden temizlenmesi cehennem azâbına kalmıştır. Ki küfrün cezâsı da odur. Ve bana mâlum oldu ki, onda îmandan bir zerre miktarı mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacaktır.” (Mektubât-ı Şerîfe, 1/266)

  İsmail Hakkı YELKENCİ

İsmail Hakkı YELKENCİ
İsmail Hakkı YELKENCİ Hocaefendi, 1971 de Rize’nin Çayeli ilçesinde doğdu.

Bir cevap yazın